İran-Suudi barışı kimi üzer hangi ülkeyi sevindirir?

Kolay değil, tam yedi yıl sürmüş bir gerginlikti bu. Çin’in sessiz sedasız yürüttüğü arabuluculuk sonucu şimdi barıştırılmış iki ülke olarak karşımıza çıkmaları tabii ki sürpriz oldu. Dünyayı meşgul eden yakıcı gündem arasında kaynayıp gitmiş bir gelişmedir İran ile Suudi Arabistan’ın yeniden normalleşmesi.

İki ülkenin arasını bulan Çin’in de artık gelenekselleşmiş pasif dış politikadan vazgeçip proaktif bir politikaya döndüğünün bir başka işareti oldu bu. Çin’in Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirecek bir barış planı olduğunu da biliyoruz. Ağırlığını koyduğunda sonuç alabildiğini İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırarak gösterdi Çin.

İhtiyaç duyulan sakinlik

İyi oldu tabii. İran ile Suudi Arabistan’ın etkili oldukları alanlarda çatışmayacakları anlamına geliyor bu. Sakinlik, halklar yararına iyidir elbette. Bu nedenle gelişmeden mutluluk duymakta haklıyız. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke duydukları memnuniyeti açıkladı. ABD de tabii… ABD’nin “memnun kaldığı” herhangi bir durumun kimseye hayır getirmeyeceğine inanan biri olarak bu saldırgan ülkenin artık hegamonyasını yitirdiği için gelişmeyi memnunlukla karşıladığına inandığımı belirtmeliyim. Çünkü söz konusu iki ülkenin “iyi geçinmesi” Suudi Arabistan gibi sadık bir müttefiki kaybeden ABD’yi memnun edecek bir gelişme değil. Bu Suudi Arabistan’ı artık İran’a karşı kullanamayacağı anlamına da geliyor.

Hangi ülkeleri nasıl etkiler?

Sonrası ne olur, bu yeniden oluşan “bahar havası” ne kadar sürer bilinmez ama bu normalleşmeden birçok ülkenin etkileneceği kesin. Örneğin Yemen Krizi’nde olumlu bir gelişmeye yol açabilir. Artık bir insanlık trajedisine dönüşmüş olan Yemen, İran ile Suudi Arabistan’ın dolaylı çatıştıkları bir “iç savaş” ülkesi. Suudi Arabistan 2015 yılında ülkenin sürgündeki hükümetini destekleyerek iç savaşa katılmış, İran’da başkent Sanaa’yı ele geçiren Husi güçlerini desteklemişti. Suudi-İran anlaşması, çatışmayı sona erdirme çabalarına bir destek sağlayabilir.

Lübnan ile Suriye açısından

Lübnan da İran ile Suudi Arabistan’ın çekişme alanlarından biri. Tahran, Lübnan’daki en etkili dinamiklerden Hizbullah’ı, Riyad da sünni güçleri destekliyor. Belki bu anlaşma Lübnan’ı da biraz olsun iki ülkenin çatışma alanı olmaktan çıkarır.

Aynı durum Suriye için de geçerli. 12 yıl süren bir emperyal çullanmaya karşı mücadele veren Suriye hem alanda hem de diplomaside ciddi kazanımlar elde etti. Arap Birliği yeniden Suriye’ye üyelik çağrısı yaptı, Tunus bile Şam elçiliğini yeniden açmak istediğini duyurdu. Suriye’de cihatçı güçlere destek veren Suudi Arabistan hem Suriye’ye yönelik bu bölgesel desteği görmezden gelemez hem de İran’la normalleşmeden ötürü artık bu ülkede bir nüfuz savaşını sürdüremez.

İsrail’i üzer

İsrail için durumun pek iç açıcı olmadığını belirtelim. Aslında Suudi Arabistan’la ilişkilerini geliştirmek isteyen, bunun için hayli çaba da sarfeden İsrail’di. Şimdi Riyad’ın İran’la anlaşması İsrail’i zor duruma soktu. Nükleer programını yok etmek için İran’a askeri saldırıyı bile düşünen İsrail şimdi Suudi dolaylı desteğinden yoksun kalmış durumda. İsrail’le ilişkilerini normalleştiren BAE’nin İran’la da gerilimi azaltmaya çabalaması İsrail’i yeniden yalnızlaştıracak bir gelişme bu arada.

İran ile Suudi’nin çıkarına

İran için de bu anlaşma son derece yararlı olabilir gibi görünüyor. İran, 2015 yılında batılı güçlerle yaptığı nükleer anlaşmanın çökmesi nedeniyle gittikçe ağırlaşan uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Tahran-Riyad normalleşmesi İran’a bu yaptırımların delinmesi için yeni yollar açabilir. İran Rusya ile bağlarını da güçlendirdi, bu yeni normalleşme uluslararası alanda rahatlamasına da yol açacak İran’ın.

Petrole bağımlılıktan kurtulmak için alternatif yollar arayan Suudi Arabistan, İran’ı petrol piyasasında rakip olmaktan çıkarıp “ortak” yaparak, geliştirmeyi düşündüğü projeler için gerekli istikrarı sağlamış olabilecek. Çatışmasız bir bölgeye yabancı sermaye çekmenin kolay olduğu malum.

ABD açısından, her ne kadar memnuniyet verici açıklamalar yapılsa da durum pek parlak değil. Çünkü Çin’in Tahran-Riyad arasındaki arabuluculuğu bölgede nüfuz mücadelesinde ABD’yi geride bırakabilir.

Sonuç olarak; Şii lider el Nimir’in idam edilmesinden bu yana Suudi Arabistan’la ilişkileri bozuk olan İran’ın yeniden bölgesel siyasette etkili olabileceği bir anlaşma bu. Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın anlaşmayı onaylaması ise Suudi Arabistan’ın bölgede eskisinden çok farklı bir politika izleyeceğinin işareti olarak görülmeli.

Gelişme iyi.

Umarım Çin Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmede de başarılı olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir